kadınlar günü diye bir gün varmı??








Selamunaleykum arkadaşlar bugün kadınlar günü olması münasebetiyle bir yazı yazayım dedim ilk önce bence bana göre kadınlar günü diye bir gün yoktur bu sakın yanlış anlaşılmasın kadınlara hakaret etmiyorum çünkü hergün kadınlar günüdür benim için :) :) kadınlar günüde batının bir oyunu olarak görüyürum çünkü islamda kadınlar günü diye bir şey yok ve islam kadınları sadece bir gün de yükseltmemiştir islam kadınlara herzaman değer vermiş ve herzaman onları yükseltmiştir örneğin islamdan önce cahiliye devrinde kadınlar(kız çocukları) diri diri toprağa gömülürken o kadınları yücelten İSLAM olmuştur o kadınlara değer veren islam olmuştur ve islamdan başka hiç bir ideoloji kadına değer verdiğini sanmıyorum çünkü medyada kadın hakları verilsin diye hep bas bas bağıranlar yarın öbür gün kadın tücarlığını yapıyorlar yani işin aslı medya dahi kadına güya değer veriyoruz diyor ama medya bile yalan atıyor :) çünkü kadına değer veriyoruz deyip sonradan kadını reklamlarda satıyor :) ve siz dahi şuan medya ve haberlerde kadın pazarlıklarını rahatlıkla görürüyorsunuzdur eğer ortalıkta gerçekten kadına değer veriyoruz diyenler varsa ilk önce o kadınların bir eşya gibi satılmalarını yasaklamalıdırlar islam bunu yasaklarken hala ülkemizde kadın alışverişi serbest ne yazıkki..

ve veda hutbesinde dahi peygamber efendimiz(s.a.v) kadına değer verilmesini dile getirmiştir

Veda Hutbesinden Bir Ses Yükseliyor,
Kadınlar Size ALLAH'ın Emanetidir . . 

Hz Muhammed ( s.a.v )

İslâmiyet kadına pek büyük bir mevki ve şerefli bir makam vermiştir. Cenab-ı Hakk bir ayet-i kerime de “Ana-babanıza öf bile demeyin” (İsra Sûresi, 28) buyurmuştur.


Efendimiz Hazretleri de, “Cennet anaların ayakları altındadır,” (Suyûtî, el-Camiü’s-sağir, 3642) buyurmakla validelere çok büyük bir makam vermiştir. Bu münasebetle, İslâm’da kadın-erkek eşitliği olmadığı şeklindeki itirazlara kısaca temas edelim:
Cenab-ı Hakk sonsuz hikmetler sahibidir. Mahlukatını, hikmetinin iktizasına göre, istediği gibi yaratır. Bazısına diğerinden farklı kabiliyetler ve meziyetler verir. Hiçbir mahlukun, bu hüküm ve iradeye müdahale etmeye hakkı yoktur.  


“Erkekler kadınlar üzerine yönetici ve koruyucudurlar. Çünkü bir kere Allah bazılarını diğerlerinden üstün kılmıştır. Bir de erkekler mallarından (kadınlarına) nafaka verirler. Onun için iyi kadınlar, itaatkardır. Allah onları (kocalarının himayesine vermekle) koruduğu gibi, onlar da gaybı (namuslarını ve kocalarının mallarını) korurlar.” ( Nisa Sûresi, 34) 


Kadına verilen Değer..!

Laik - Demokrat - Sosyal Hukuk Devletlerinde, Buna Türkiye'de dahildir - Kadınlar Satılmaktadır... Açılan Resmi "GENELEVLER" bunun kanıtıdır...

İslam Dini, Kadınların Satılmasını Tasvip ve Tasdik etmediği için mi Kadınlara değer vermiyor yoksa ..?


ŞİMDİDE YAZIMI BİR VİDEO İLE NOKTALIYORUM :) :)

MA KADINLAR GÜLDÜR ÇİÇEKTİR HANYY  :) :)

YORUMLARINIZI YAZMAYI UNUTMAYIN







| Devamı... 8 Mart 2013 Cuma MUHACERAT 0 yorum

Haydi bir imzada sen at


Selamunaleykum arkadaşlar BAŞÖRTÜSÜ İÇİN ÖZGÜRLÜK kampanyası düzenleyen Mermursen'e bizde bir destek verelim dedik.....





Selamunaleykum arkadaşlar BAŞÖRTÜSÜ İÇİN ÖZGÜRLÜK kampanyası düzenleyen Mermursen'e bizde bir destek verelim dedik.....

Yıllardır başörtülülerin çektikleri çilelere dur demek için memursen imza kampanyası düzenlemiş sizleride İMZALAMAYA davet ediyoruz


Türkiye özgür bir ülkedir diye meydanlarda nara atan kişiler herşeye özgürlük getiriyor ama sadece din veya başörtüsüne özgürlük getirmiyorlar başörtüsü veya islam dedinmi türkiyede muhakak engellere takılırsın HAYDİ SİZDE KAMPANYAYA DESTEK VERİP BİR İMZADA SİZ ATIN




Benim İmzam Özgürlüğe
Haydi Arkadaşlar İmzanızı Atın ve Arkadaşlarınızla Paylaşın. 
Onlarda İmzalarını Atsın. 
Atılan İmza Sayısı 7 Milyon, Belirtilen Sayı 10 Miyon. 

Tıkla İmzala http://www.ozgurlukicin10milyonimza.com/ 

İmzala / Paylaş



Paylaşımın Fotosu



| | | Devamı... 10 Şubat 2013 Pazar MUHACERAT 0 yorum

Kürtlerde Medreselerin Tarihi ve Oluşumu





Kürtlerde Medreselerin Tarihi ve Oluşumu 

İlk Kürt medresesinin miladi 950 yılında kurulduğu tahmin ediliyor. Bu medrese Kürtlerin, İslam dini konusunda eğitilmeleri amacıyla Hemedan bölgesinde açılmıştır.  Fakat Selahaddini Eyyûbî devlet yetkilisi olduktan sonra içinde sadece İslami ilimlerin okutulduğu medreselerin eğitim durumunu değiştirerek birçok bilim dalını da burada okutmaya başlamış ve Kürt diline ağırlık vererek medreseye iyice yerleşmesini sağlamıştır. Kürtçenin ağırlıklı olarak eğitim dili olması bu döneme denk gelir. Böylece bu kurum gelişmiş ve güçlenmiştir. Kürtler arasında kurumsallaşmaları ise 15. yüzyılı bulmuştur. Kürt tarihinin önemli kurumlarından olan medreseler 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkmasıyla kapatılmıştır.

Medrese Eğitimi

Daha önce de belirttiğimiz gibi Kürt medreselerinde eğitim dili Kürtçeydi. Medreselerde tedrisat, Elifba ve Kur’an-ı Kerim ile başlardı. Sonra sırasıyla Melayê Batê’nin ‘Mewlûda Nebi’si (siyer), Ehmedê Xanî’nin [Ahmed-i Hani; Kürtçede ‘x’ harfi ‘ğ’ ya da Arapçadaki ‘Hı’- ? harfi gibi telaffuz edilir.] iman esaslarını konu alan Eqîda Îmanê adlı eseri okutulurdu. Ardından bunları yine Ehmedê Xanî’nin ‘Nûbihara Biçukan’ (Küçüklerin Baharı) adındaki Kürtçe-Arapça sözlük takip ederdi.

Medreselerde sınıf geçme diye bir kavram yoktu. Onu yerine kitap bitirme vardı. Öğrenciler zekâ ve çalışkanlıklarına göre 10 ila 20 yılda bu kitapları bitirip molla olurlardı. Öğrenciler, derecelerine göre isimlendirilirlerdi. Mesela; Elifba’dan Şerhulmuxniye adlı kitaba kadar okuyan öğrencilere suxte, Şerhulmuxniye’den Câmî adlı kitaba kadar okuyanlara feqî (feki; Kürtçede q harfi Arapçadaki ‘kaf’ ? harfi gibi telaffuz edilir.), Câmî’den Muhtasar adlı kitaba kadar okuyan öğrencilere talib, Muhtasar’dan Cem’ulcewami adlı kitaba kadar okuyanlara ise musteid denilirdi. Cem’ulcewami kitabı bitirilince de öğrenciye icaze (bir nevi diploma) verilir, öğrenci Mela ya da Molla olurdu.

Medrese sisteminde her öğrenciye bir üst kademedeki öğrenci ders verirdi. Mesela suxte’nin dersini feqi, feqi’ninkini talib, talib’inkini musteid ve en son musteid’in dersini de Seyda verirdi. Böylece her öğrenci bilgilerini taze tutar ve Seyda’nın işini de kolaylaştırırdı. Bu arada Seyda medreselerde musteid’den sonra gelen bir dereceydi. Seyda; Kürtçe bir kelime olup ‘sey (ders)’ ve ‘dâ (verdi/vermek)’ sözcüklerinden türetilmiştir.

Önemli Kürt Medreseleri

Medresa Sor, Medresa Findika Botan, Norşin Medresesi, Müks’teki Hesenê Weli Bey’in medresesi, Van’daki Şikal, Bitlis Hizan’daki Xeyda Medresesi, Beyazıt, Colemerg, yine Van’daki Bediüzzaman Said Nursi (Horhor), Bitlis, Muş, Oxin, Silvan, Diyarbekir, Tillo, Musul ve Zaho medreseleri önemli medreselerdendi. Bunlardan Medresa Sor(Kızıl Medrese), 16. yüzyılın başlarında Cizreli Mir Şerefxan tarafından Cizre’de kurulmuştur. Kürt tarihinde adından söz ettirecek kadar önemli bir yer tutar. Melayê Cizîrî de bu medresede bizzat ders vermiştir ve kabri de şu an Medresa Sor’da medfundur.

Kürt Medreselerinde Yetişen Önemli Şahsiyetler

Erzurumlu İbrahim Hakkı, Tillo’daki medreselerden mezun olup “Marifetname” gibi önemli bir esere imza attı. Molla Abdülhakim Arvasî (Necip Fazıl’ın Ağa Camii’nde sohbetinden etkilenip bırakmadığı hocası), Norşin medresesinden mezun oldu. Fatih Sultan Mehmet’in hocası Molla Gürani, Kanuni Sultan Süleyman’ın hocası Şehrezorlu Ebu Suud Efendi, Yavuz Sultan Selim’in hocası İbnül Kemal, İsmail Rezzaz el-Cezeri, Ehmedê Xanî, Melayê Cizirî, Feqiyê Teyran, Ali Hariri, Hicri 13. yüzyılın müceddidi Hz. Şeyh Mevlana Halid, Hicri 14. yüzyılın müceddidi Bediüzzaman Said-i Kürdi el-Nursi gibi dünya tarihine damgasını vuran nice büyük isimler Kürt medreselerinde okumuş ve buralardan mezun olmuşlardır.

Örneğin,

Ehmedê Xanî:

Doğubayazıt’ta doğmuş ve 17. yüzyılda yaşamış ünlü Kürt mutasavvıfıdır. ‘Xan’ aşiretine mensup olduğu için kendisine Xanî denmiştir. Kürt dili ve edebiyatına önemli katkılar yapmıştır. ‘Mem û Zîn’, ‘Nûbihara Biçukan’, ‘Eqîda Îmanê’ adlı eserleri yazmıştır. Ayrıca Kürtçe bir divanı vardır. Dönemin âdetine uymayıp o da Melayê Cizîrî gibi eserlerini Kürtçe kaleme almıştır.

Melayê Cizîrî:

Cizre’nin Botan aşiretine mensup olan Melayê Cizîrî, Cizre’de doğmuştur. Asıl adı Şeyh Ahmed el-Cezeri’dir 16. yüzyılda yaşamıştır. Diyarbakır, Hasankeyf gibi yerlerde ilim tahsil ettikten sonra doğduğu şehir olan Cizre’ye geri dönmüştür. Ve burada Medresa Sor’da hayatının sonuna kadar ders vermiştir. O da Ehmedê Xanî gibi Kürt diline önemli katkılarda ulunmuştur. Kürtçe bir divanı vardır. Mahlası ‘Nîşanî’dir. Büyük bir mutasavvıf olan Melayê Cizîrî “Âşıklar Sultanı” olarak isimlendirilir.

Molla Gürani:

Asıl adı Şemseddin Ahmed’dir. Kürdistan’ın güneyindeki Şehrezor’a bağlı olan Goran köyünde 1410 (1406?) yılında doğmuştur. İlk ilim tahsiline kendi bölgesinde başlamıştır. Sonra Kahire’ye gidip orada icaze almıştır. Gelirken yolda Molla Yegân’la tanışır. Ve onun ısrarlarıyla Edirne’ye gider. Sultan II. Murat onu Kaplıca ve Yıldırım Medreselerine tayin eder. Ayrıca onu şehzade Mehmet’e hoca olarak tutar. Fatih, tahta çıktıktan sonra ona vezirlik teklif eder ama o kabul etmeyince bu kez de onu kazasker olarak atar. Bir ara Fatih’e karşı gelir. Ve Mısır’a gider. Fakat Fatih, pişman olur ve onu geri çağırtır. Önce onu Bursa kadısı yapar sonra da onu şeyhülislam olarak atar. Fatih’in eli sopalı hocası olarak tanınır.

Eyyüb SERDAR

| | | Devamı... 21 Ocak 2013 Pazartesi MUHACERAT 0 yorum

Kıyafet Özgürlüğü İçin İmza Kampanyası Yarın Başlıyor





Memur-Sen Batman Şubesi, `Kıyafet Özgürlüğü İçin 10 Milyon İmza` kampanyası çerçevesinde yarın kitlesel basın açıklaması yapacak.







BATMAN- Memur-Sen Batman Şubesi, `Kıyafet Özgürlüğü İçin 10 Milyon İmza` kampanyası için yarın saat 12.30`da kitlesel basın açıklaması yapacak.
Memur-Sen Batman Şubesinden yapılan yazılı basın açıklamasında, Türkiye genelinde başlatılan `Kıyafet Özgürlüğü İçin 10 Milyon İmza` kampanyasını yarın düzenleyecekleri kitlesel basın açıklaması ile başlatacaklarını söyledi.
Basın açıklamasının yarın saat 12.30`da Gülistan Caddesindeki İnsan Hakları Anıtı önünde yapılacağı ifade edildi.




| | | Devamı... 13 Ocak 2013 Pazar MUHACERAT 1 yorum

muhteşem bir kitap akıbet



Merak etmiyor musunuz?

Ölümü, kabiri, mahşeri, hesabı, sıratı, cennet ve cehennemi...
Öyleyse ölüme / bir ahiret yolculuğuna hazır mısınız?
Bu çalışma, inanan ve inkar eden bir grup üniversiteli gencin otobüslerinin uçuruma yuvarlanmasıyla başlayan bir ölüm / bir ahiret yolculuğunun romanıdır. Bu yolculukta karşılaşılan tek gerçek, inanılan / inkar edilen "hakikat"tı
AKIBET; o hakikatle ayetler ve hadisler ışığında yüzleşmenin romanıdır. Okuyun, yüzleşin..

Kitap Kağıdı
221 sayfa
13,5x21 cm
Karton Kapak
ISBN:9750143021
Dili: TÜRKÇE
Bilal Yararlı
DUA YAYINCILIK

Kitabı almak için BURAYA TIKLAYIN
| | | Devamı... MUHACERAT 0 yorum

II.ABDULHAMİT




Sultan Abdülmecid'in oğludur. Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce, bakımını Abdülmecid'in diğer çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi üstlendi. Piristû Kadın Efendi, Abdülhamid'i kendi çocuğu gibi büyüttü. Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası Abdülaziz diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamid'in eğitimiyle de yakından ilgilendi.

1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine Abdülhamid'i de beraberinde götürdü. Amcası Abdülaziz'in 1876'da tahttan indirilmesi ve şüpheli koşullarda ölümü, ağabeyi V. Murat'ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla tahttan indirilerek Çırağan Sarayı'na hapsedilmesi olaylarına tanık oldu.

31 Ağustos 1876'da padişah ilan edildi ve 7 Eylül günü Eyüp'te kılıç kuşandı.Ağabeyinin yerine tahta geçirildikten sonra, her iki saltanat değişiminin mimarı olan Mithat Paşa'yı sadrazam yaptı. 33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909'da tahttan indirildi.

3 yıl Selanik'teki Alatini Köşkü'nde ev hapsinde tutulduktan sonra 1912'de İstanbul'daki Beylerbeyi Sarayı'na getirildi. 10 Şubat 1918'de İstanbul'da vefat etti. Mezarı, büyük babası için Divanyolu'nda yaptırılmış Sultan II. Mahmut Türbesi'nde bulunmaktadır.

TahtaÇıkışıveBirinciMeşrutiyet

Abdülhamid tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu büyük bir bunalım içindeydi. 1871'de Âli Paşa'nın ölümünden sonra saray ile Bâb-ı Âli arasındaki çekişme alevlenmiş, 1875'te devlet borçlarını ödeyemez hale düşerek Muharrem Kararnamesi ile moratoryum ilan etmiş, Rusya'nın başını çektiği Panslavizm akımının etkisiyle Balkanlar'da ulusal ayaklanmalar baş göstermişti. Yurt içinde meşrutiyet yanlısı görüşler güçleniyor, hatta padişahlığın tasfiyesiyle cumhuriyet ilânı fikri tartışmaya açılıyordu.

Abdülhamid, tahta geçmeden Mithat Paşa'ya verdiği taahhüt uyarınca 23 Aralık 1876'da, ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasî'yi ilan etti. Meclis-i Mebusan ve Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk meclis 19 Mart 1877'de açıldı.

Böylece I. Meşrutiyet dönemi başladı. Padişah ile meclisin ülkeyi birlikte yönetmesi ilkesine dayanan anayasayla yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmasına rağmen egemenliğin esas kaynağı yine padişahtı.

Abdülhamid, Kanun-ı Esasî'nin 113. maddesiyle kendisine tanınan "idari sürgün yetkisi"ni kullanarak, daha meclis toplanmadan Mithat Paşa'yı sürgüne yolladı.


93HarbiRusya'nın Balkanlar'da ıslahat için verdiği tekliflerin 12 Nisan 1877'de İbrahim Ethem Paşa hükümeti tarafından reddedilmesi üzerine 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. Abdülhamid'in karşı olmasına rağmen Mithat Paşa, Damad Mahmud Paşa ve Redif Paşa gibi devlet adamlarının ısrarlarıyla girilen savaşta Rus orduları Balkan ve Kafkas cephelerinde Osmanlı kuvvetlerini bir dizi yenilgiye uğratarak doğuda Erzurum'u, batıda ise Bulgaristan'ın tamamı ile Trakya'nın İstanbul surlarına kadarki kısmını işgal ettiler.

Meclis-i Mebusan'da hükümetin savaş politikalarına yöneltilen ağır eleştiriler üzerine Abdülhamit, meclisi 18 Şubat 1878'de tatil etti. Takip eden 30 yıl boyunca meclisi bir daha toplantıya çağırmadı ve bu süre zarfında meşrutiyet anayasası olan Kanun-ı Esasî'yi kağıt üzerinde de olsa muhafaza ederek, aldığı kararları yine bu anayasaya göre yürürlüğe koydu.

93 Harbi

3 Mart 1878'de İstanbul surları dışındaki Ayastefanos'ta karargâh kuran Rus kuvvetlerinin dikte ettiği Ayastefanos Antlaşması ile sona erdi. Anlaşmaya göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı, sınırları Tuna'dan Ege'ye, Trakya'dan Arnavutluk'a uzanacak bağımsız bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Bosna-Hersek'e iç işlerinde bağımsızlık verilecek, Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek, Kars, Ardahan, Batum ve Doğubeyazıt Rusya'ya verilecek, Teselya Yunanistan'a bırakılacak, Girit ve Ermenistan'da ıslahat yapılacak, Osmanlı İmparatorluğu Rusya'ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti.

Oldukça ağır şartlar içeren bu antlaşmaya, Rusya'nın aşırı derecede güçlenmesinden kaygı duyan diğer Avrupa devletleri karşı çıktılar.13 Temmuz 1878'de Ayastefanos Antlaşması'nın yerine geçen Berlin Antlaşması imzalandı. Yeni antlaşmayla Rusya'nın toprak kazanımları geri alındıysa da, Romanya ve Karadağ'a bağımsızlık verilirken, Bulgaristan'da Almanya ve Avusturya himayesinde özerk bir prenslik oluşturuldu.

Kaynak: Vikipedi Türkiye
| | Devamı... 26 Aralık 2012 Çarşamba MUHACERAT 0 yorum

BİR AVUÇ YAHUDİ

Bu aralar okumakta olduğum ''Yahudi Hakimiyeti'' adlı kitapta yer alan bir kısımda ilgimi çeken bir kaç satır yazıyı sizlerle paylaşmak istedim işte o yazılar: 1869 Yılında, Yahudi hahamı ''Rasharon'' , Prag şehrinde toplanan yahudi kongresinde yapmış olduğu bir konuşmada:''Dünyayı hakimiyetimiz altına almak için birinci kuvvetimiz altın ise , ikinci kuvvetimizde basın olmalıdır.'' diyerek, yahudilerin basın-yayın organlarına çok büyük önem verdiklerini belirtmiştir. 

1897 yılında İsviçre'nin Bern şehrinde '''Theoder Herzl'in başkanlığında toplanan ilk siyonist kongresi tehlikeli bir dönüm noktası teşkil ediyordu.

Bu kongrede toplanan siyonistler , basın- yayın organlarına ve özelliklede gazetekere tam manasıyla hakim olmadıkları sürece, İsrail devletini kurmak için yapmış oldukları planalrın başarıya ulaşamayacağını belirtiyorlardı...!



Bunun için siyonist liderlerin onikinci protokollarinde şu sözler geçmektedir:

Basınmeselesinişuşekildehalledeceğiz:»Basınının eyerine binip, dizginleri elimize alarak, onun şerkeşliğine gam vuracağız.
»Görüşlerini belirlemek için, düşmanlarımızın, kendi basın-yayın organlarından hiç birine sahip olmamaları gerekir.
»Hiç bir haber, bizim elimizden geçmeden topluma ulaşmamalıdır. 
»Aristokratlar, Cumhuriyetçiler,Devrimciler ve hatta anarşistler gibi , bütün grupları destekleyecek çeşitli gazetelerimiz olacaktır.
»İstediğimiz zaman, halkın duygularını galeyana getirebilecek , istediğimizde de , sakinleştirebilecek güce sahip olmamız gerekir. 
»Geçmişinde ahlaki skandallar olan kişileri, büyük gazetelerde ve özelliklede , bize karşı olan gazetelerde önemli görevler almaya teşvik
etmeliyiz.



Böylece onlardan biri bizim aleyhimizde yayınlar yapmaya başlarsa o kişinin gizlemekte olduğumuz skandallarını hemen açığa vurarak, onu bulunduğu mevkiden alaşağı ederiz ve bu olay diğerlerine ibret olur. ikinci Gerçek şudur ki, siyonistlerin bu kararlarının üzerinden bir kaç yıl geçmeden, yahudiler Avrupa'da, Amerikada ve hatta bütün dünyada basın-yayın organlarına hakim oldular.



Kaynak Kitap: Yahudi Hakimiyeti - Yazar: Seyyid Abdurrahman Er Rufai - Çeviri: Tarık Akarsu


| | Devamı... MUHACERAT 0 yorum